Sinema

Girlmore Girls

05 December 2005, Monday

Seviyorum bu diziyi..
Marilyn Manson / Marilyn Monroe ve TheOffspring / Metallica müzik sohbetlerini, Baba filminden alıntılar yapmalarını, ana-kızın bu kadar iyi arkadaş olabilmelerini, her sevdikleri eşyalara bir isim vermelerini, kahveye olan düşkünlüklerini, Yale vs. Harvard rekabeti hakkındaki muhabbetlerini, aristokrat büyük anne-babalar ve İngiliz Kraliyeti hakkında yaptıkları dedikoduları…

Haftaiçi hergün yayınlayarak, bizleri bir hafta boyunca bekletmediğin için teşekkürler, CNBC-e

Pasta bozuldu artık..

24 November 2005, Thursday

Can sıkıntısından, belki “biraz gülerim�? diye American Pie: Band Camp filmini izledim. Boşa zaman kaybıymış meğer..
Miladını doldurmuş espiriler, taklitler ve kişilerle dolu bir senaryo…

Kendi ürünümüz diye demiyorum, Hababam SınıfıTatilde filmi bundan çok çok daha iyi..

Hollywood artık anlamalı ki, bu pastanın son kullanma tarihi geçti..

Hissetmek ve yaşamak üzerine..

21 November 2005, Monday

Kalp atışları ve nefes almak gibi biyolojik durumlar dışında yaşadığınızı nasıl anlarsınız? Hissederek değil mi…
Peki ya, birileri barışı korumak adına hissetme duygunuzu elinizden alırsa?
O zaman ne barışın bir önemi kalır, ne de yaşamanın..
Yaşam destek ünitesine bağlı kalan hastalar gibi…

Equilibrium Türkçe’siyle İsyan böyle bir senaryoya sahip.
Sahne efektleri Matrix‘i, verdiği sosyal mesaj Michael Moore‘u hatırlatıyor.

3. Dünya Savaşı sonrasındandaki yakın gelecekte, dünya “Baba�? adındaki bir kişi tarafından padişah edasıyla yürütülmekte.
İnsanların düşünmeleri, hissetmeleri, müzik dinlemeleri, sevmeleri, heyecanlanmaları, herhangi bir sanatsal eşyalar bulundurmaları kesinlikle yasak. Aksi halinde ölüm cezası ile cezalanabiliyorlar.

Böyle bir dünyada üst düzeyde güvenlik görevlisi ve rahip olan John Preston, tüm bu kuralları yıkıp, yeni ve olması gereken dünyayı oluşturmak için görevlendirilir…

Farklı anlatımı ve senaryosuyla izlenmesi gereken bir film…

Saw 2: Bugün kursdan arkadaşlarla Taksim’de, şu çok konuşulan, Amerika’da gişe rekorları kıran Saw 2‘yı izledim. Hayatımda izlediğim en sıkıcı filmlerden biriydi. Üniversitelerde İletişim Bölümü okuyan arkadaşlara “bir filmde başarısız kurgu nasıl yapılır?�? konulu ders olarak okutulabilir.

Ailecek komedi..

03 November 2005, Thursday

Geçenlerde evde, televizyonluğun altındaki DVD’ler arasında nereden ve nasıl geldiğini bilmediğim filmlerden biri olan Ice Age, Türkçe’siyle Buz Devri‘ni bugün izleme fırsatım oldu.
Filmin senaryosu oldukça eğlenceli. Buzul çağında yaşana bir mamut, kaplan ve şaşkın bir rakunun kayıp bir insan bebeğini ailesine geri götürmesini konu alıyor.
Hele ki tüm film boyunca bazı sahnelerde ve filmin fragmanında ortaya çıkan sincap fikri dahiyâne.

Uzun zamandır Türkçe film izlemediğimden mi bilmiyorum ama bu filmin Türkçe dublajı ve çevirisi fevkâlade başarılı. Senaryo, tam Türkçe yerine doğru ama günlük bir Türkçe’ye çevrilmek çok doğru bir tercih olmuş. Bu başarılı çalışma için Özen Film‘e ayrıca teşekkürler.

Senaryonun sonu başarılı bir şekilde hazırlanmış ki, çok güzel devam serileri çekilebilir.
Film bitiminde bunu düşünüyordum ki, biraz önce IMDb’den öğrendim, 2006′da Ice Age 2 geliyormuş :)

Eğer hala izlemediyseniz büyük küçük demeden, iyi vakit geçirmek isteyen herkese tavsiye edebileceğim bir film.

Bir Michael Bay harikası: The Island

23 October 2005, Sunday

The Island yani Ada filminin tanıtımında, yönetmen koltuğunda Michael Bay ismini gördüğüm de bu filmin mutlaka görülmesi gerektiğine karar vermiştim zaten.
The Rock, Armageddon ve Pearl Harbor filmleri sizin için bir şey ifade ediyorsa Michael Bay ismi de bir şey ifade etmeli.
Kendisi tüm bu filmlerin yönetmenliğini yapmış, harika bir şahsiyettir.
(Blog‘unda WordPress kullanıyor olması benim için ayrı bir güzelliktir ;-) )

Konumuza yani Ada filmine bakacak olursak…
Film 2019 yılında geçiyor. Filme göre 14 yıl sonra Los Angeles’da havadan gidebilen trenler ve hemen her köşe başında, telefon kulübeleri gibi kabinlerde MSN Search(?) tablet bilgisayarları bulunacak.
Hikayemiz ise Amerika’nın kurak çöllerinin birine kurulan sigorta firması dünyasında başlıyor.
Filme göre gelecekte bugünkü sigorta ve poliçe anlayışı biraz değişiyor. Artık sigorta firmaları insanları klonlayarak sigortalıyorlar. Yani sigorta firmasına 5 milyon dolar para ödüyorum, firma benim DNA örneğimi alıp, benim bir klonumu yaratıyorlar ve bana bişey olduğunda, bana gereken organları klonumdan alıp bana takıyorlar. Bu sayede ben 60-70 yıl daha fazla yaşayabiliyorum, tabii klonum olan kişi ameliyat masasından kalkamıyor.

İlk 10-15 dakika hikayeyi kavramak biraz zor olduğundan olsa gerek, ilk dakikalarda biraz sıkıntı geliyor insana fakat olayları net şekilde çözdükten sonra gerisi çorap söküğü ;-)
Hala sinamalarda da vizyonda olan film, izlemenizi tavsiye ederim.

Rss Feed Tweeter button Facebook button