Bir altyazı sitesi daha beyazperdede

Movies, Web | May 5, 2008 | comments (0)

Tahmin ettiğiniz gibi iki ekran görüntüsü koyup, “aman efendim ne güzel web 2.0 site projesi olmuş değiiil mi” demeyeceğim. Sadece oldukça ilgilendiğim bir konuda yeni bir site daha açıldığından dem vuracağım..
Sitemizin ismi AltyazıBul. İncelediğim kadarıyla site çeviri yapmıyor, piyasadaki Türkçe çeviri yapan grupların sitelerinden (divxplanet.com, divxforever.com, yedincigemi.com) kaynak sağlıyor. Bu durumdan altyazı sahipleri çevirmenlerin haberi var mı, yok mu ayrı bir merak konusu.

Yukarıda saydığım gruplarda gönüllü olarak (ve kimi zaman rekor sürelerde divx film-dizi çevirisi yapan arkadaşlar bu tarzda onlarca site açmak yerine altyazi.org gibi bir arama motorunu desteklerler ve izleyiciler tek bir noktadan aradıkları altyazılara ulaşırlar, çevirmenler de çevirilerinin daha çok insana ulaşmasını sağlarlar.


Cassandra’s Dream

Movies | May 3, 2008 | comments (0)

Geçenlerde Woody Allen‘ın Cassandra’s Dream filmini izleyeyim dedim. Aslında filmi bitirene kadar bir Woody Allen filmi olduğunu bilmiyordum pek tabi tahminlerim olmuştu.
Film İngiltere’de geçiyordu, günümüzde geçmesine rağmen eski İngiliz araçları çoğunluktaydı, bir macera filmine göre içerisinde macera yer almıyordu, aldatan ve aldatılanlar hat safhadaydı ve filmin sonunda hiç birşey olmamış gibi kahramanların başına bi’şeyler geliyordu.
Bilerek spoiler uyarısı vermedim, zira bu adımlar birkaç Woody Allen filmi izleyenler için hiç de yabancı gelmeyecektir…


Cengiz Han değil, Timuçin

Movies | March 25, 2008 | comments (0)

Uzun zamandan sonra ilk defa sinemada bir film izleyesim tuttu, onda da Mongol‘a gidelim dedik. Filmi izlediğimiz Kanyon’daki Mars sinemaları Cevahir’deki Megaplex‘deki koltukların arasındaki ayak boşluğunu saymazsak, oldukça konforlu ve rahat bir seyir içerisinde izleyebileceğiniz bir sinemaymış, ilk defa ziyaretçileri oldum. İş yerine yakın olması sebebiyle daha pek çok yolum düşecek gibi…

Amma velakin; sinema salonu ne kadar güzel olursa olsun, izlediğiniz filmin, 2.5 saat sürmesi ve buna rağmen aranın 90. dakika verilmesi, senaryo boyunca anlatılmak istenen hemen hemen herşeyin filmin sonuna bırakılması, yönetmenin Cengiz Han‘dan çok Timuçin’i (Cengiz Han’ın çocukken kullandığı ismi) seyircinin gözüne sokması gibi unsurlar malesef ki filmi yarıda bırakıp, mekandan uzaklaşma yöntemini seçmenize sebebiyet verebiliyor.

Dipnot: Filmde konuşmadan çok geçen, Moğolca türkü söylemeleri kafanızdan ancak sert bir Türk kahvesiyle atılabilmekte.


I Am Legend

Movies | January 6, 2008 | comments (2)

Çok iyi başlayan bir filmin sonu ancak bu kadar kötü bitebilir. Bok etmiş, bırakmışlar güzelim filmi. Yüzdünüz, yüzdünüz sonuna geldiniz, adam gibi bir sonla bitirin bari de izleyici de “ee n’oldu bitti mi?” diyerek sinemadan ayrılmasın…


Dexter

Movies | January 2, 2008 | comments (0)

Tüm sezon boyunca Heroes, House, Lost, Prison Break, Supernatural vs. vs..
Arada gözüme çarpıp, yoğunluktan dolayı indiremediğim şeylerden biriydi Dexter.
İyi ki de sona saklamışım.

cnbc-e’de iki bölüm izleyip, bir kaç kan gördü diye kimse Nip / Tuck demesin bana. Alakası yok.
Bir seri katilden beklenebilecek tüm davranışlar; anti-sosyal, karşı cinsle ilişki kuramama, çocukluğu sorunlu bir evlatlık ve diğer sırları…
Amerika’daki grevden etkilenmek istemeyenlere, benim gibi ‘gözden kaçıranlara’ tavsiye olunur…


Film Bayramı

Movies, Weekend | December 26, 2007 | comments (0)

4 günlük bayramın 3 gününü evden dışarı adamımı atmayıp, Walk the Line (2005), V For Vendetta (2005), Revolver (2005), The Golden Compass (2007), Shrooms (2006), Se7en (1995), The Departed (2006) ve I Am Legend (2007) yapımlarını izleyerek geçirdiğimde, Avrupa sinemasının Hollywood’un önümüzdeki senelerde senaryo yoksunluğundan popüleritesini artacağı görülüyor…


House M.D.

Movies | March 21, 2007 | comments (1)

Scrubs dışında hastane dizilerini pek sevmem. (Ki Scrubs’u da hastane dizisi olarak adlandırma yanlış olur zaten.) Ancak bu “sevmem” kelimesi House‘dan sonra artık sadece “sevmezdim” olarak kullanılacak gibi görünüyor.

Hastane dizilerini sevmemem, hastaneleri sevmememden kaynaklanıyor olsa gerek diye düşünüp, bazı zamanlar tartışırken, bir tavsiye üzerine indirdiğim House M.D. dizisi beni hem daha sağlıklı birisi yaptı hem de hastane dizilerine olan negatif düşüncelerimi yok etti…

Kısaca diziden bahsetme kısmını üşenip, sözlükten alıntıyla tamamlayacağım;

ana karakterimiz olan dr. gregory house, gecmisinde yasadigi bir saglik sorunu nedeniyle bacagi ile ilgili cok onemli bir karar almak zorunda kalmis, kendi tip bilgisine olan guveni ve inadi yuzunden hayati boyunca fiziksel aci cekmeye ve bir degnek yardimi ile yurumeye mahkum olmus bir doktordur. ancak kendisini bir turlu affedemez ve kendisinden nefret eder. hayatindaki butun insanlari, aksi tavirlari ile kendisinden uzaklastirmaya baslar (gerci her zaman aksidir ancak topallamaya basladigi zaman daha da aksilesmistir).

hastanenin kanser uzmani olan yahudi doktor, herhalde house’un tek arkadasidir. kendi calistigi hastanede tani koyma merkezinin basina gecer ve cok, ama cok onemli ve az rastlanan, tani koyulamayan hastaliklari teshis edebilmek icin 3 kisiden olusan bir takim kurar. bu takimda bir zenci (kendisi johns hopkins medical school mezunudur, hatta parmaginda yuzugu bile vardir), bir avustralyali ve bir de hakikaten cok guzel, genc bir bayan vardir.

takimi ile surekli atisir durur, her zaman kararlari kendisi vermek ister, ancak takimina da mutlaka danismayi ihmal etmez.

inanilmaz bir tip bilgisine sahip olmasinin yanisira, house bir insan sarrafi halini almistir ve (atiyorum) surekli gozunu kirpan bir insana bakip, bacaginda bir iltihaplanmadan dolayi butun sinir sisteminin etkilenmis oldugunu anlayabilir (tamam biraz fazla attim ancak cok akillica yapilmis seyler vardir dizide, bu verdigim ornek kadar “oha” dedirtecek seyler mevcuttur, soyleyeyim).

hepsinin otesinde, hastanenin kadin direktoru cuddy ile de surekli surtusme yasar. cuddy, house’u cok aykiri bir doktor olarak davranmasindan dolayi kendisini haftada birkac saat klinikte durmak ile “cezalandirir” (tabii sebeplerini filan diziden ogreniyoruz).


İtalyan işi

Movies | January 1, 2007 | comments (0)

Son zamanlarda “Amerikalılar’ın film işinden daha iyi anladığı” fikri kafamdan giderek kaybolmaya başladı. Belki de hep Hollywood çalışmalarını izlediğimizden böyle bir fikre kapıldık, kim bilir…
Zira 5-6 ay önce izlediğim İtalyan yapımı Ultimo bacio, L’ filminin Hollywood versiyonu olan The Last Kiss‘den sonra İtalyan işinin daha iyi olduğuna karar verdim.
İki filmin de konusu, senaryosu ve olayları aynı. Ki zaten aynı senaristin (Gabriele Muccino) senaryosuyla hazırlanmış ikisi de.

Üstelik The Last Kiss’de Scrubs’dan Zach Braff ve The O.C.’den Rachel Bilson gibi tanıdığım ve oyunculuğunu pek beğendiğim zatlar yer almakta.
Amma velakin yine de başaramamışlar.


Next Page »
arda~gmail.com
© Powered by Pardusman | Hosted by SadeceHosting | Software by WordPress