Genel

Akıl almaz ilanlar

09 September 2008, Tuesday

Bazen gözüm üyesi olduğum LKD‘nin Linux-ik e-posta listesindeki iş/eleman ilanlarına takılıyor. Bu da onlardan bir tanesi.
Öncelikle aklı selim bir insan olarak işverenin isteklerine bakıyoruz;
– Acik kaynak kodlu web uygulamalari gelistirecek
– web sunucu ve sistem/ag yoneticiligi yapacak

Universite mezunu, genc, caliskan, ingilizcesi iyi, hevesli bir gence
ihtiyacimiz var.

İlandaki istekleri tek tek incelersek;
1. Açık kaynak kodlu web uygulamaları geliştirecek; PHP/MySQL programlama dillerini iyi derecede bilmesi gerekiyor. Bu da normal şartlarda minimum 1.500 YTL aylık maaşla çalışabilecek bir yazılım uzmanı demek oluyor.
2. Sistem yöneticiliği yapılacak; MySQL’in sadece PHP ile olan bağlantısını değil, aynı zamanda MySQL ve Apache’yi, Kernel yapısını, sistem optimizasyonunu ve “tail -f /var/log/lastlog” komutlarını (az-çok) yönettiği sunucuyu donanımsal olarak bilmesi anlamına geliyor.
3. Ağ yöneticiliği yapılacak; Network yapılandırmasını bilecek, eline bir switch aldığında bunu Digiturk decoderi sanmayıp, Cisco mu, Juniper mi, Surecom mu yoksa dandirik bir hub mı olduğunu bilecek, sunucuya ddos/syn gibi saldırılar geldiğinde ve müşteriler telefonlara sarıldığında hem patronunu sakinleştirmesini bilip, hem saldırı yapana küfürler yağdırıp hem de gelen saldırıyı nasıl engelleyeceğini, eğer saldırı botnet ise nasıl engelleyemeyeceğini bilecek demektir.

Varsa bütün bunları yapabilen bir tanıdığınız.. Ve bu tanıdığınız Krypton gezegeninden gelmediyse CV’lerini ilandaki mail adresine göndermekten lütfen çekinmesinler.

Hiç birşey hakkında bir reklam

07 September 2008, Sunday

Microsoft’un özellikle pazarlamacılar arasında oldukça konuşulan Bill Gates ve Jerry Seinfeld‘in oynadığı reklam sonunda yayınlandı.
Reklamı kime izletsem ve “ne anladın” diye sorsam “hiç birşey” yanıtını alıyorum.
Tıp kı Jerry Seinfeld‘in 1990-1998 arası yazdığı Seinfeld dizisinden farksız olmuş. Bir ara CNBC-e‘de de oynayan Seinfeld‘i bilen bilir, aslında bir konusu/konsepti varmış gibi görünse de birkaç bölüm üstüste izlediğinizde “ne anlatıyor bu adamlar” diyebiliyorsunuz.
Bakalım, Microsoft reklamının sonraki bölümlerinden bir anlam çıkartabileeekmiyiz…

Kampanya var, kampanya var.

22 August 2008, Friday

bir dönem yapılan 1 dakika karanlık eylemlerine benzeyen bir protesto girişimi. bu ve benzeri bir çok konuda sesinizi duyurmak ve bazı resmi görüşleri etkilemek istiyorsanız, http://www.ozgurlukicin.com topluluğunun microsoft ooxml formatına karşı yürüttüğü kampanyayı incelemenizi öneririm. ilgili konu hakkında yapılan detaylı araştırmalar, konu hakkında önemli belgelerin türkçe’ye çevrilmesi, konu hakkında detaylı ve somut verilere dayanan bir manifesto hazırlanması, sanal ve ıslak imza kampanyaları düzenlenmesi, telefon ve dilekçeler yolu ile resmi kuruluşlarla iletişim ve sonuç olarak tse‘nin ooxml için “evet” olan oyunun en azından “çekimser” olarak değiştirilebilmiş olması. konuların birebir örnek alınabilecek denli birbirine benzemediğinin elbette farkındayım ama burada ana nokta protesto edilen yapının iyice araştırılması ve genel geçer, kabul edilebilir, detaylı önerilerle mevcut sistemin yerine bir öneri getirebilmek kanımca. yapılan eyleme “boş” demek mümkün değil ama bu kadarla kalırsa “dolu” olduğu da iddia edilemez.

(okurokurdoldur, 21.08.2008 23:03)
#13869340

Yasağın 40′ı Çıktı!

15 June 2008, Sunday

From: Mustafa Akgul
Date: Sun, 15 Jun 2008 07:32:59 +0300
Subject: [Linux-sohbet] yasagin 40′i cikti

You tube yasağının 40′ı çıktı

Youtube’un kapanması süresi 40 günü buldu. Ülkemiz bu konuda ısrarla
dünyaya “önder olma çabasını” sürdürüyor. Tüm dünyanın uğraştığı bazı
marjinal sorunları, gazete kitapda edinilen refleksleriyle yasaklayarak
sorunu çözmeye çalışan, bu arada ülkeye zarar veren ve iletişim
özgürlüğüne, hukuk devleti ilkelerini çiğneyen bir ülke görüntüsü veriyor.

Youtube.com bu seferki kapanması 5 mayısta başlamıştı. Artık 40 günü
aştı, yani 40′ çıktı.

Yasaklamaya neden olan videolar çoktan kaldırıldı. Aslında, sadece
sakıncalı bulunan nesneleri de yasaklamak mümkün. Peki niye yasak hala
sürüyor? Niye, bir kitap nedeniyle koca bir kütüphaneyi yasaklamakla
ısrar ediliyor ? Bir suçluyu yasaklamak için, suçsuz insanları
cezalandırmanın; Türk vatandaşlarını zararlı içerikten korumak adına,
Türkiye’ye zarar veren uygulamaları ısrarla sürdürmenin anlamı ne ?
Bürokratik bir kadroya, mahkeme kararı olmadan yasaklamanın Hukuk
Devletiyle bağlantısı var mı?. Bunların Bilgi Toplumunu hedefiyle bir
bağlantısı var mı? Bireyi temel alan bir felsefeyle, fikir özgürlüğüyle
bir bağlantısı var mı ? Türkiye gelişmiş batıya böyle örnek mi oluyor ?

Yasaklamalar, vatandaşlarımızı cezalandırıyor. İletişim özgürlüğünü
engelliyor; iş yapma olanağına zarar veriyor; öğrenme ve kendini
geliştirmeye çabalarına zarar veriyor. Ülkenin imajina, ve dolayısıyla
turizm, ihracat, yatırım yoluyla ülke ekonomisine zarar veriyor. Ve
yasaklamak, pek bir şeyi çözmüyor.

Temelde acı gerçek, ülkemiz İnternetin neyi temsil ettiğini pek
algılayamadı. Gazete, kitap yasaklamak alışkanlığımızın bir uzantısı
olarak İnterneti de yasaklamaya çalışıyoruz. Ülkemizin bir Bilgi Toplumu
Stratejisi var; ama “Bilgi Toplumunun” ancak özgürlük ortamında,
yaratıcı ve farklı düşünebilen bireylerce yaratılabileceğini
kavrayamadık. İnternetle, demokrasi arasındaki birbirini besleyen sarmal
bir ilişki olduğununda farkında değiliz. Yasakçı refleksten uzaklaşıp,
katılımcı saydam yapılarla, sorunlarımızı el birliği ile çözmenin
yollarını aramalıyız.

İnternet bize, ülkemizi kalkındırma, demokrasimizi geliştirme, ortak
aklımızı ortaya çıkarma da, sınırsız olanaklar ortaya çıkartıyor.

Yasağın kanıksandığı bu noktada, bunun kabul edilmez olduğunu, ülke
olarak kendimize zarar verdiğimizi hatırlatır; sesimi duyan herkesi
harekete geçmeye çağırıyorum. Gelin internetin önündeki engelleri
birlikte kalıdıralım!

İnternet yaşamdır !

http://kampanya.org.tr

http://bt-stk.org.tr

Mustafa Akgul

Yani?

06 June 2008, Friday

Her ne kadar TDK bize yani kelimesi için “”Demek, şu demek ki” anlamlarında bir söz” diye bir açıklamayla çıksa da bir muhabbet ya da tartışma ortamındayken bu kelimeden oldukça tiksinmekteyim.
İki kişi arasında harıl harıl bir tartışma süredururken, biri diğerine 3-5 dakika kesintisiz, nefes nefese birşeyler anlattıktan sonra karşısındakinin cevabı sadece “yani, evet” şeklinde oluyorsa o ortamdan mümkün olduğunca uzak durmaya bakarım.
Yoksa kafayı derim.
Neye “yani” arkadaşım? “yani evet sana katılıyorum” mu yoksa “evet yani de aslında senin dediğin gibi değil o olay” manasında bir “yani” mi?

Rss Feed Tweeter button Facebook button