6.99$’a bir alan adı tescili (.com), 200$’a site, ödeme ve müşteri paneli (AWBS), 27$’a hosting sunucu kontrol paneli (Parallels Plesk), 165$’a Intel Core2duo işlemcili sunucu ve 1Mbit hat (SHDC).
Toplam ilk maliyet: 398.99$.
Sonraki aylık maliyet: 192$.
Evet, bu iş bu kadar ucuz.
Peki, bu kadar basit mi?
Sağolsun bazı bilişimci arkadaşlarımız kendilerine EmViPi şeysi alacaklar diye kılı kırk yarıyorlar, WordPress kurup kişisel blog açıyorlar, yazgelistir.com tarzı yerlere üye olup, 7/24 döküman yazmalıyım triplerine giriyorlar, bu varolan siteler yetmiyor bir de kendileri hazır bir .net scriptiyle hesapta komünite sitesi kurduk ayağına yatıp, MVP Türkiye’deki cici arkadaşlarımızın gözünü boyuyup, Türkiye’de bilmem kaç tane kadar az olan bir ünvana sahip olup, Seattle yolcuğuna hazırlıyorlar kendilerini.
Ne diyelim.. Bana sürekli spam mail göndermedikten sonra yolları açık olsun.
Hepimiz internet başında yaşayan insanlar olduğumuzdan Youtube’un sansürlendiğini falan haber vermeyeceğim. Ya da şu sıralar zittin tane blogda yer alan Youtube.com’u açabilmek için bilgisayarınızda ne gibi taklalar atmanız gerektiğinden…
Bugün Youtube’a girememizin sebebi ne Türk Telekom DNS’lerindeki, ne de Türkiye’nin yurtdışı internet çıkışlarındaki teknik arızadır. Bugün Youtube’a giremiyorsak 5651 yüzünden giremiyoruz.
Yani; “İnterner ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlara mücadele edilmesi hakkında kanun”.
4/5/2007 tarihinde yani bugünkü hükümet tarafından çıkartılmış, cumhurbaşkanı tarafından onaylanmış olan kanun.
Benzer kanunları uygulamış ülkelere bakarsak; Brazilya, İran, Saudi Arabistan, Suriye, Tayland, Birleşik Arap Emirlikleri.
Ortada “çoğu” internet kullanıcılarına göre bir suç, bir hata olduğu aşikâr.
Eğer suçun olduğu yerde suçlu aranıyorsa bu kişi ne işini yaptı diye Ankara Cumhuriyet Savcılığı’dır, ne de Kürşat Kayral ne de başka birisi. Bu durumda Youtube’a malum videoyu yükleyen zihniyeti bile suçlu görmem, göremem.
İlginçtir.. Yazıyı yazarken bir yandan bir haber sitesine link veririm diye haberturk.com‘daki Youtube’un sansürlenmesi konusundaki insanlarımızın yorumlarını okuyorum ve şaşırıyorum.
Kimileri Türk Telekom’un Youtube’u sadece bizim ülkemizde sansürlendiğinden habersiz. Sanıyorlar ki, Türk Telekom emri verdi ve Youtube tüm dünyada açılmayan bir site artık.
Ya da kimileri 70 milyonluk bir ülkenin Youtube’a girememesini siteye ne kadar büyük bir çöküntü yaşattığından falan bahsediyor.
Ne güzel değil mi? Nejat Uygur tiyatrosu gibi.. Ağlanacak halimize güldüğümüz kara mizah öğreni yaşıyoruz ülkecek…
Kafayı kuma gömeye devam ola…
Ortalama 1 aydır işletim sistemi olarak Ubuntu, masaüstü ortamı olarak da GNOME kullanıyorum.
Bazı iş ve projelerim için her halükârda Pardus’a geçmem gerekecek olsa da, kullananların neden kullandığını, hangi özelliğini sevdiğini keşfetmek amacındaydım ilk başlarda.
Bu bir “KDE mi? GNOME’u?” tartışması değildir. Kendi deneyimlerimle birilerine neden GNOME’U sevmediğimi anlatmamın en kısa yoludur..
* Adam akıllı kullanabileceğiniz bir müzik çalar programı bulunmamakta.
“Müzik çalar” dediğinizde ilk cevap “XMMS” olsa da, çoklu playlist olmaması, hala doğru düzgün çalışan bir last.fm eklentisinin olmaması, XMMS benzeri, kendisini XMMS’den daha iyi olduğunu inandırmaya çalışan uygulamaların (bmpx, audacious) çıkması XMMS’in çok da iyi bir müzik çalar olmadığının göstergesidir.
* Kişiselleştirilebilir değil.
X programcı, X uygulamasını yazarken uygulamada büyük butonların olmasını istemiş ve bu şekilde geliştirmişse, sizde bir programcı değilseniz, o uygulamayı o büyük butonlarla kullanmak zorundasınız. Mozilla ekibi dışında “Use small icons” gibi bir kutucuk koymak kimsenin aklına gelmemiş olsa gerek.
GNOME kullanıcılarının GNOME’da beğendiği en büyük özellik sadeliği olsa gerek. Adamlar biraz olsun özellik kalmaya çalışsalar bu sadelikten ödün vermeye başlayacaklardır.
* Kısayol tuşları yok.
GNOME uygulamalarının bir çoğunda kısayol tuşu bulamazsınız. Bu da o “sade”liğin bir parçasımı bilemiyorum ancak insanlara o uygulamayı sevdirecek (mplayer’ı bir çok kişi kısayol tuşlarından dolayı sever) şeylerden biri olan kısayol tuşları yoktur üstüne üstlük sizin ekleyebileceğiniz bir bölüm bulamazsınız.
Son gün katılmış olsam da bir Compex Uluslararası Bilgisayar Fuarı daha bitti.
Bu seneki fuar bu güne kadar (2001-2007) LKD Stand-CG ile katıldığım en kötü Compex deneyimiydi. Geçen senelerde “hiç yoktan iyidir” dediğimiz kuru kalabalık bile bu sene yoktu. Fuarı düzenleyen organizatör firma olan Rönesans Fuarcılık A.Ş. fuarın bu durumunu kadro değişikliğinden dolayı yeteri kadar reklam yapamadıklarına bağlasa da, durum sadece reklam değildi. (Sponsorlarının yarısına yakını basın sponsoruyken nasıl oluyor da, reklam yapamıyorlar o da ayrı bir tartışma konusu.)
Ülkemizde bir fuar şirketi yılda en fazla 3 fuar organize eder. Rönesans Fuarcılık, Compex Bilgisayar Fuarını; mayıs ve aralık aylarında olmak üzere yılda iki kez düzenlemekte. Düz mantıkla koca bir organizatör firmasının koca yıl boyunca hiç bir iş yapmayıp, bu iki fuarı en iyi şekilde düzenlemesi beklenir, ama evdeki hesap çarşıya uymaz.
Zira kendi web sitelerine, compex.com.tr‘ye bakarsanız bile adamlar halen 2 yıl önceki sloganları olan “adamlar aşmış!” lafını ve cat5 kafalı görsel çalışmalarını kullanmaktalar.
Web sitelerindeki bir önceki seneye göre tek değişiklik; “Compex 31. Uluslararası Bilgisayar Fuarı” yerine Compex 32. Uluslararası Bilgisayar Fuarı” olması.
İsimlerine nasıl olduysa “uluslararası” kelimesini ekletmişlerdir ancak sitelerinde Türkçe dışında bir dil seçeneği bulamazsınız.
Kısacası, öyleyken böyle..
Bir Compex daha bitti, seneye görüşmek üzere…
sözlük‘te 4 kasim 2007 klonların saldırısı?
Kimilerine göre gerçekten “dokuzuncu nesil boktan çıktı” kimilerine göreyse hepimiz boktan çıktık, bana göreyse sözlüğün boku çıktı.
kırk yıllık (hayır aslında, 6. nesilmiş şimdi baktım da) nickimin giriş bilgilerini hatırlamayınca, fırsattan istifade, hazır facebook’tan da yeteri kadar sıkılmışken sözlükte ikinci bahar havası?
neden olmasın?
Son bir aydır Facebook‘la vakit öldürüyorum.
İlk başlarda “ne boktan bir site, insanlar ne buluyor bu sayfada” derken şimdi Firefox sekmelerimden birinde mutlaka açık oluyor(du).
Facebook’u Facebook yapan uygulamalarını incelemek için Facebook Developers sayfalarını incelerken, Facebook’un sahibi Mark Zuckerberg‘in San Francisco Design Center etkinliğinde verdiği tanıtım seminerine rastladım.
Mark arkadaşımız reklam ajanslarından gazı iyi almış olacak ki, pek bir havalı yaptığı konuşmasında janjanlı kelimeleriyle Facebook ile yeni bir dünya yarattığını sanıyor.
Hayır Mark, hayır! Google’da tırnak içerisinde “spend time on facebook” yazdıldığında 1.810 adet sonuç çıkıyorsa, bu dünya insanlarla bilgi paylaşımı dünyası değildir, Mark.
Bu dünya zaman öldürme dünyasıdır.
İzmit’ten döndüğümde fark ettim ki, linuxmarket.org alan adının süresi dolmuş ve DNS bilgileri değişmiş.. O süre içinde sizlerde alan adı avcılarının sayfasına yönlendiriliyordunuz ki, olaya anca bugün el koyabildim ve tekrardan alan adıma kavuştum…