İnsanlar niye şu sunucularının Ctrl+Alt+Del ile reboot etme özelliğini niye kapatır bir türlü anlamış değilim. OpenBSD‘deyse (diğer *BSD’leri kullanmadım, onlarda durum ne, bilgim yok) bu özelliğin default olarak gelmesine ayrıca uyuz oluyorum.
Neymiş? Çok güvenliymiş. Başlarım böyle güvenliğine..
Gelen ddos ataklarından önce aletin dosya sistemi donuyor, kendini kaybetiyor… Bırak uzaktan SSH’la bağlanmaya çalışmayı, klavye başında bile giriş yapılamıyor. Makine bildiğin kitlenmiş.
Acil müdahile durumunda ne yapmak lazımdır? Reset!
Ama pek sevgili Hollandalı OpenBSD’ci arkadaşımız Ctrl+Alt+Del’i aktif hale getirmemiş. Mecbur; hardcore girişip, makineyi yeniden başlatıyorum.
Ammavelakin, ne göreyim? Gbitlik ataklardan zaten dağılmaya yüz tutmuş olan dosya sistemine bir de servisleri elle kapat(a)madan makineyi yeniden başlattığımızdan makine bu sefer hiç açılmıyor…
Haydii, ver elini fsck.
EnderUnix ile alakalı bi entry yazmak ne zamandır aklımdaydı, Necdet Hoca benden erken davranmış..
Ne zaman konusu açılsa EnderUnix ekibini övmeden geçemiyorum; sessiz sedasız, kimseye bulaşmadan, kavgadan uzak, sadece iş yapmak için iş yapan Türkiye’deki ender grupların başında geliyor, EnderUnix ekibi.
Kitaplarıyla, belgeleri, seminerleriyle ve şimdi de etkinlikleriyle… (Ha bir de işin kurumsal tarafını da unutmamak lazım.)
Birileri istedikleri kadar “şununla işbirliği yapmıyorlar, bununla ortak olmuyorlar, aha şirket de kuruldu gelen paraya bakarlar artık” desin..
Laftan çok, iş yok…
Birileri Linux Gezegeni hakkında bi’şeyler söyleyip duruyor, birilerinden Gezegen hakkında e-postayla, jabber’la, yolda/sokakta kısacası epey yerde bi tür istekler gelip duruyor…
Bu Gezegen Yönetimi üyesi olduğum süre boyunca gayet normal bir durumdu ki; dedim ya Gezegen Yönetimi’nde olduğum süre boyunca…
Geçen ay ekipten ayrılmama rağmen, sağolsun sevgili YK bu dilekçemi işleme koymadığı için ben de kendi halimde gezinmekteyim.
Bilginize.
Evet, ben de öyle sanardım…
Aylardır dünyadan bi haber sayılırım.. (Bi cumhurbaşkanlığı seçimi muhabbetini duydum.)
Bu bi haber olmanın tabii bazı maliyeti, getirisi, götürüsü ve iki de sebebi var;
1. 24 saatin büyük bölümü çalışarak geçiyor.. (İnsanın birden fazla işi olması ay başlarında birden fazla para kaynağının olması dışında gerçekten pek iyi bir şey sayılmaz.)
2. Neredeyse 1 yıl oluyor ki, televizyon yüzü görmüyorum. (Eskiden televizyonu gördüğüm tek mekan odamdı. Oradaki televizyonu da kardeşime devretmiştim..)
Topluluk içinde bu durum şöyle diyaloglara sebebiyet verebiliyor;
- Televizyondaki x markanın son reklamını izledin mi?
- Abi, ben televizyon izlemiyorum.
- Niye, hasta mısın?
Peki, bu enteresan televizyon konusuna nereden geldik…
Düygü Hanım blog’unda vakti zamanında “Ben televizyon izlemiyorum, dattebayo!” diye bir bildiride bulunmuş, (ve ki rezalete bak, ben daha yeni okuyorum!)
Bildirisindeki anime kısımları geçip, ilk paragrafa odaklanırsak; bendeniz bir 22 dakikalik diziler manyağı olarak 24, Heroes, Prison Break, House M.D., Smallville ve Family Guy tarzında zilyon tane dizi ve bir o kadarda Youtube videosuyla anladım ki; evet ben de bir “televizyon” izleyicisiyim.