Knoppix ile günü kurtarmak?

GNU/Linux, Software | March 31, 2007 | comments (0)

Sistem Yöneticisinin Günlüğü
Bölüm 1: Knoppix Live CD ile günü kurtarmak NASIL?

Gün olur, sabah kalkmış her zamanki gibi bi 10-15 dakika gecikmeyle iş yerinize gelmişsinizdir. Ancak bir monitör ekranındaki Argus‘dan baktığınızda size iyi davranan bir müşterinizin sunucusunun kırmızı ışık verdiğini gördünüz. Hemen bir alt kata, sistem odasına indiniz. Monitör/klavye gibi çevresel araçları makineye takıp, o kutsal siyah ekranın karşısına geçtiniz.
Karşınıza Linux sistemlerinde görmeyi en son isteyeceğiniz türden bir kernel panic hatası çıktı.

Durum karşısında soğuk kanlılığınızı koruyup, makineyi işaret parmağınızın yardımıyla restart ediyorsunuz; bir sonraki init açılışında sistem size diskinizi kontrol edip etmek istemediğinizi soruyor, siz Y tuşuyla bu teklifi kabul ediyorsunuz. Ancak bu işlemin de bir işe yaramadığını görünce CTRL + D tuş kombinasyonuyla base konsola (ki init2 idi sanırım bu) düşüyorsunuz.
Sistem servisleri dışında hiç bir servisin çalışmadığı bu ortamda fsck komutuyla diskinizi daha ayrıntılı bir şekilde kontrole başlıyorsunuz…

Normal şartlarda en fazla 1 saat sürebilecek bu işlem, 1 günü aşan bir süre devam ediyor… (Ve tabii siz işlem takibi için o geceyi datacenter’da sabahlamış oluyorsunuz.)

Sabah müşteriniz telefon etmiş ve makinesine ait hiç bir yedek tutmadığını söylediğinde komutayı toptan devalıp, sistemin yeniden kurulması safhasında gerekecek tüm dataların yedeklerini almak gibi planlar aklınızdan geçmektedir… (Ki o sırada müşteri, datalarının hayati önlem taşıdığından dem vurmaktadır, büyük olasılıkla…)

Bu kısa soluklu bu telefon görüşmesinin ardından, benim bu yazıyı yazmamdaki asıl amaç olan Knoppix CD’sini söz konusuyu makineye takıyoruz…

Knoppix boot ekranında size hangi seçeneklerle açılmasını istediğini sormak için duracaktır. Buraya knoppix text yazıp, enter tuşuna basmamız durumunda KDE/Gnome veya benzeri bir X ortamına gerek duymadan sadece konsol ekranı açılacaktır. (Evet, siyah rengini seviyoruz!)

Bundan sonra diske erişmek için kullanacağımız komutlar sırasıyla;

Makinedeki diskleri görüntülemek için;
fdisk -l

/dev/sda1 disk bölümünü bağlamamız (mount) için öncelikle bir dizin oluşturuyoruz;
mkdir /mnt/sda1

Mount ediyoruz;
mount /dev/sda1 /mnt/sda1

Bu aşamada eğer herhangi bir hata almadıysanız, şanslısınız. Mount etme sırasında diskle ilgili bir hata almanız durumunda, e2fsck /dev/sda1 komutuyla fsck’nin çalışmasını sağlıyoruz. Ancak! Size ilk soru olarak Y/N sorusu soracaktır, buraya hayır (N) diyerek işlemi durduruyoruz.

Ardından; önümüzde 2 seçenek var.
1. Knoppix’e bir IP vererek, uzaktan erişimi açarak (dolayısıyla erişiemediğiniz asıl makineye) uzaktan erişebilirsiniz veya chroot /mnt/sda1 komutuyla o sisteme root olarak giriş yapabilirsiniz.
(Buraya kadar kısmı yaptığınızda, makinesinin root parolasını unutan pek akıllı müşterileriniz olduğunda, onlara makineye fiziksel erişiminiz olduğu zamanlarda Knoppix ile root parolasını passwd komutuyla sıfırlayabilirsiniz.)

Knoppix’e uzaktan erişim için;
1. /etc/network/interface dosyası düzenlenmeli.
2. passwd ile bir root parolası belirlenmeli.
3. SSH servisi açılmalı.

chroot ile de sisteme giriş yaptıktan sonra varsın dosyaları yedekleme…


Mert’in Linux Günlüğü

GNU/Linux | March 29, 2007 | comments (1)

Mert Ulaş‘ın Linux kullanmaya başlaması, bir disk alımı sırasında yaşadığı sorunsalları yazdığı girdiyi tüm yeni Linux kullanıcılarının (ve adaylarının) okumasını tavsiye ederim.
“Sistem” hakkında bi’şeyler öğrenmek isteyenler için güzel bir yazı olmuş, eline sağlık Mert.


S 5600

Photography | March 21, 2007 | comments (0)

Bu entry’yi yazmak için ne zamandır kendime “yazayım, yazayım” diyip, unutuyordum..
Geçen ay HepsiBurada‘nın da büyük katkılarıyla bir Fujifilm S 5600 sahibi oldum.
Yazının özeti; aletten memnun muyum? Şimdilik evet.
Özellikle yarı profesyonel bir makine düşünenler için biçilmiş kaftan. HepsiBurada’nın hediyeleri olan 1GB XD bellek kartı + digital fotoğrafçılık kitabıyla pilleri makineye takar takmaz, deneme çekimlerime çoktan başladım. (Hemen bir galeri linki vericem diye ümitlenmeyin, yok öyle bi’şey!)

Yeni S 5600 makinemle, fotoğrafı anlamak konusuna biraz daha kafa yorduğumda, (profesyonel bir) makine sahibi olmadan önceki görüşlerimle şu anki görüşlerim arasında uçurumlar olduğunu fark ettim.
Kargodan büyük heveslerle aldığım, gördüğüm, gezdiğim her şeyin fotoğrafını çekecekmişim bir çoşkudaydım ki, bir kaç deneme fotoğrafından sonra gerçeklerle yüzleştim.
“Benim daha iyi, daha anlamlı, daha daha fotoğraflar çekmem lazım!”
Bu endişeye soru direkt olarak şu soruyla karşılık verdim; peki ama nasıl?
Bu sorunsalının cevabı da, FujiFilm ve HepsiBurada’nın ortak çalışması olan, Hasan Hoşbakan’ın yazdığı Yeni Başlayanlar İçin Dijital Fotoğrafçılık kitabında saklı olduğunu öğrenmem gecikmedi.
Kitabı bir roman edasında değil de, bir matematik problemi çözermiş gibi okuyarak ve okudukça denemeler yaparak bir haftasonunda bitirdim.

Şimdi biliyorum ki, önümde nice Fotokritik‘lik çekim var.


“last.fm is learning turkish”

Musics, Software | March 21, 2007 | comments (0)

Valla bende dashboard‘ımın yalancısıyım.. Bir kaç kelime ben çevirir, katkı sağlarım.. Ya da bakim Türkçe Last.fm çalışmaları nasıl gidiyor diye merak ederseniz, şuradan buyrun.


Kendime Not #9

Personal | March 21, 2007 | comments (0)

* Bloga daha çok vakit ayrılıp, sadece teknik vs. diil, aklına gelen her şey buraya yazmaya çalış.

* Gezegen diye bir şey artık kalmadı, blog’unu ve hayatını daha mutlu mesut sürdür..

* Blog demişken.. Bir ara kendine güvenip, açıp, yarım bıraktığın blogları da unutma, karala bi’şeyler..


House M.D.

Movies | March 21, 2007 | comments (1)

Scrubs dışında hastane dizilerini pek sevmem. (Ki Scrubs’u da hastane dizisi olarak adlandırma yanlış olur zaten.) Ancak bu “sevmem” kelimesi House‘dan sonra artık sadece “sevmezdim” olarak kullanılacak gibi görünüyor.

Hastane dizilerini sevmemem, hastaneleri sevmememden kaynaklanıyor olsa gerek diye düşünüp, bazı zamanlar tartışırken, bir tavsiye üzerine indirdiğim House M.D. dizisi beni hem daha sağlıklı birisi yaptı hem de hastane dizilerine olan negatif düşüncelerimi yok etti…

Kısaca diziden bahsetme kısmını üşenip, sözlükten alıntıyla tamamlayacağım;

ana karakterimiz olan dr. gregory house, gecmisinde yasadigi bir saglik sorunu nedeniyle bacagi ile ilgili cok onemli bir karar almak zorunda kalmis, kendi tip bilgisine olan guveni ve inadi yuzunden hayati boyunca fiziksel aci cekmeye ve bir degnek yardimi ile yurumeye mahkum olmus bir doktordur. ancak kendisini bir turlu affedemez ve kendisinden nefret eder. hayatindaki butun insanlari, aksi tavirlari ile kendisinden uzaklastirmaya baslar (gerci her zaman aksidir ancak topallamaya basladigi zaman daha da aksilesmistir).

hastanenin kanser uzmani olan yahudi doktor, herhalde house’un tek arkadasidir. kendi calistigi hastanede tani koyma merkezinin basina gecer ve cok, ama cok onemli ve az rastlanan, tani koyulamayan hastaliklari teshis edebilmek icin 3 kisiden olusan bir takim kurar. bu takimda bir zenci (kendisi johns hopkins medical school mezunudur, hatta parmaginda yuzugu bile vardir), bir avustralyali ve bir de hakikaten cok guzel, genc bir bayan vardir.

takimi ile surekli atisir durur, her zaman kararlari kendisi vermek ister, ancak takimina da mutlaka danismayi ihmal etmez.

inanilmaz bir tip bilgisine sahip olmasinin yanisira, house bir insan sarrafi halini almistir ve (atiyorum) surekli gozunu kirpan bir insana bakip, bacaginda bir iltihaplanmadan dolayi butun sinir sisteminin etkilenmis oldugunu anlayabilir (tamam biraz fazla attim ancak cok akillica yapilmis seyler vardir dizide, bu verdigim ornek kadar “oha” dedirtecek seyler mevcuttur, soyleyeyim).

hepsinin otesinde, hastanenin kadin direktoru cuddy ile de surekli surtusme yasar. cuddy, house’u cok aykiri bir doktor olarak davranmasindan dolayi kendisini haftada birkac saat klinikte durmak ile “cezalandirir” (tabii sebeplerini filan diziden ogreniyoruz).


“Pardus Sunucu Fabrikası”

Miscellaneous, Pardus | March 12, 2007 | comments (0)

Bir tasarım ve reklam ajansı Hisseli Harikalar Fabrikası, sessiz sedasız Pardus 1.1′den bu baya Pardus‘un güvenli kanatları altında…

Daha nice örnekleri için çalışmalar sürüyor…
Pek yakında…


Vatan, millet ve sakarya…

Miscellaneous, Personal | March 9, 2007 | comments (0)

Bilmece: 3 katlı bir binanın giriş katındasınız ve 3. kata çıkmanız gerekiyor. Asansörün kapısında beklemektesiniz ancak “çağır” düğmesine bastığınızda asansör gelmemekte ısrar ediyor. Çayçıya merdivenlerin nerede olduğunu sorduğunuzda bir öğretim görevlisi hemen araya girip, “burada merdiven mi vardı?” diye işi daha da içinden çıkılmaz bir hale götürüyor. Bu durumda 3. kata nasıl çıkarsınız?
Yanıt: 3. kata çıkmanız için farklı bir binaya gidip oranın 1. katına çıkmalısınız.

Böyle enteresanlıklarla başlayan dünkü Sakarya maceram neyseki bitti. Sakarya’sında da, üniversitesinden de kurtuldum.

Dipnot: Açık Kaynak Günleri’nde içimizden birisi tarafından hakkımda başlatılan, yalan haberlere inanmayınız, aldanmayınız, gülünüz ve mümkünse geçiniz…

Dipnot 2: Açık Kaynak Günleri demişken, etkinlik boyunca çektiğim fotoğraflar şurada erişilebilir durumdadır.


arda~gmail.com
© Powered by Pardusman | Hosted by SadeceHosting | Software by WordPress