İki kardeşle yatan, bir aralar biseksüel olan bir kız arkadaş, ceza evinden yeni çıkmış ama her an tekrar girmeye meyilli ve kardeşinin sevgiliyle birlikte olan bir ağabey, eskilerde porno yıldızı şimdilerdeyse para avcısı bir “kaynana”, alkolik bir üvey anne, “iş mi aşk mı” diye kendi sorunlarından başka bir şeyle ilgilenmeyen bir üvey kardeş ve artık nereye koşturacağını şaşırmış kamu avukatı olan bir üvey baba…
Böyle bir ortamda ne ara ders çalıştığı belli olmasa da sınıfının birincisi, okulun gururu, geleceğin mimari, gurbetin acısıyla yaşayan acıların çocuğu Ryan Atwood.
İlk sezon ve 2. sezonun başlarında pür dikkat izlediğim hatta bazı bölümler CNBC-e’nin gece yarısı tekrarında aynı bölümü bir daha izlediğim The O.C. her geçen bölümde daha da saçmalamaya, izlenmez olmaya devam ediyor.
My Name Is Earl‘ün karma listesi The O.C. senaryosundaki anlamsızlıkların yanında hiç kalır.
Bu aralar ne televizyon ne internet ne de gündemi takip edebiliyorum..
Sebep? İkinci hayat kaynağım olan ADSL’im internetim kesildi.
Sebep? Ayıptır söylemesi, 3-4 aydır faturamı ödemiyormuşum da.. :)
Kesildiği anda gidip yatırdım fakat bu seferde 3 gün Telekom’daki memurların keyfini bekledim.
Bugün sonunda dayanamadım kendim gittim, Gayrettepe Telekom Müdürlüğü’ne.. Yurdum memuruma sordum, “3 gündür bekliyorum, hattım açılacak” diye…
Verdiği cevaba sevineyim mi, üzüleyim bi anlamadım: “Ne yapayım kardeşim? 1 haftadır bekleyenler var!”
Yapacağı iş, ASP ile yazılmış web tabanlı zalak bir programa benim ADSL hizmet numaramla giriş yapıp, “Bağlantıyı Aç” tuşuna tıklamak.
Bu da 3 günlük internetsizliğin faturası;
Kim okuyacak şimdi bunca şeyi…