Son zamanlarda kime baksam bir depresyondur gidiyor.. Yas, din, irk, cinsiyet ayirt etmeden herkes depresyonda. Mahelle bakkalina bakiyorum, marketler yuzunden depresyonda.. Bindigim taksi soforlerine soruyorum, trafik sikisikligi yuzunden depresyonda.. Elektrikci Cem Abi’ye bakiyorum, cocuklari yuzunden depresyonda..
Yani 7′den 70′e herkes!. Armutun sapi var, uzumun copu var diyen herkes depresyonda..
Sebebler genellikle; sevgiliden ayrilma/kavga etmek, islerin agirligi, yeterli uyku uyuyamamak ve gunluk hayatin getirdigi stres.
Cevremde bu kadar cok depresyonda olan insan gorunce kendime soruyorum; “peki ben neden depresyonda degilim?, bu normal mi?�? diye..
Yeni yeni anlamaya basliyorum ki, bu kadar cok anormallikler arasinda yasayinca normal olan seyler insana tuhaf gelmeye basliyormus.
Ama evet, anladim ki, bende bir sorun yok (simdilik).
Ha, “ben niye depresyonda degilim�?in cevabini buldum; cunku depresyona girecek kadar bos bir zamanim yok malesef.
Oldugu zaman girdigimi haber veririm…
Sınırlı sayıdaki iyi kahve yapabilen yerlerden biri olan Starbucks‘dan iyi kahve nasıl yapılırın hikayesi.
Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde düzenlenen X. Türkiye’de Internet Konferansları birkaç saat önce bitti.
İnternet yayıncılığının üvey evlat olmadığını fakat bu konuda Türkiye’deki bir çok yasada değişiklik yapılması gerektiğinden, Mono‘nun Just-In-Time’ına ve etkin Internet kullanımına kadar “internet�? konulu bir çok şey öğrendim.
Bunların dışında, Bahçeşehir Üniversitesi’nde kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir Mac Lab’ı olduğunu, Türkçe İnternet Adresi konusunun halen gereksiz olduğunu, 1. kattan zemin kata inmek için 2. kata çıkmamıza gerek olmadığını, kantinde pizza tost diye satılan yiyeceğin pizzayla alakasının olmadığını, Derman Hoca’nın, LKD YK hakkındaki ilginç fikirlerini, Bahçeşehir’li iletişim öğrenciler tarafında Türkçe’mize “gönüllü köle�? diye yeni bir sıfat eklediğini de öğrendim
Stand-CG‘nın bir sonraki etkinliği (son anda bir değişiklik olmazsa) Akademik Bilişim 06‘da
“İki film birden kuşağı�? yapıp The Transporter Türkçesi’yle Taşıyıcı ve The Long Weekend yani Çılgın Haftasonu filmlerini izledim..
Bende nedese bir hastalık var ki, bir filmin ikincisini izlemem için birincisini mutlaka izlemem gerekiyor. Niyedir ben de bilmiyorum ama bu yüzdendir ki, geçen haftalarda vizyona giren Taşıyıcı 2‘yı izlemek için önce birincisini izledim :)
Ha izledimde ne oldu? İkincisini izlememem gerektiğini öğrendim.
Filmin garipliği jenerikte başlıyor zaten. Jenerikteki her şey Fransızca ama film İngilizce.
Artık biz bile filmlerimin jeneriğinde hem Türkçe hem İngilizce yazıyor ki, film Türkçe olduğu halde.. Adamlar İngilizce film yapıyorlar ama jenerik Fransızca :)
Gerçi jenerik İngilizce olsa bile filmin her yeri “ben Fransız yapımıyım�? diye bağırıyor. Taxi filmindeki hız ve müzik efektleri aynen kopyalanmış. Tabii Fransızlar ya, illa ki modifiyeli Peugeot arabalardan olacak. Olmazsa film olmaz zaten..
Fransızlardan bu kadar bahsettikten sonra filmi siz anlayın artık…
Çılgın Haftasonu ise vakit öldürmek isteyenlere tavsiye edilir.
Klasik, hemen her sıradan komedi filminde var olan espiri ve davranışlar olsa bile bir bakıma komik denebilir..
Filmde iki erkek kardeşin geçirdikleri bir haftasonunu anlatıyor. Birbirlerinden zıt iki kardeş.. Biri iş düşkünü, diğeri karşı cins..
Tanıdık geldi değil mi? ;)
Hollywood filmlerini aşırı izlediğim için mi bilmiyorum ama bugüne kadar bir Avrupalı’nın elinden çıkmış hiç bir filmi beğenmemişimdir. Senaryo farketmez.. Komedi, macera, drama akla ne gelirse…
Yapamıyorlar iyisini.