archive for November 2005

Tanımadığım kahramanlarımdan biri; Jack London

22 November 2005, Tuesday

Geçen haftalarda hayatımda hiç tanımadığım ama benim için bir isimden öte, kahramanlarımdan söz etmiştim.

John Griffith Chaney ya da bizim bildiğimiz adıyla Jack London, benim için sadece çok iyi bir yazar, denizci, maceraperest, sosyalist, altın arayıcısı, zorlukların adamı, Berkeley öğrencisi ve Nasuh Mahruki‘nin dediği gibi “hayatı en üst viteste ve sonuna kadar yaşamayı başarmış kişilerden biri? değil.

Denizin Çağrısı adlı kitabıyla bana denizciliği, Martin Eden ve diğerleri ile de bana yazarlığı sevdiren şahsiyet..
Umarım gittiği yerde bol bol macera yaşayabiliyordur…

Jack London
Doğum: 12 şubat 1876
San Francisco, California, ABD
Ölüm: 22 kasım 1916
Santa Rosa, California, ABD

Hissetmek ve yaşamak üzerine..

21 November 2005, Monday

Kalp atışları ve nefes almak gibi biyolojik durumlar dışında yaşadığınızı nasıl anlarsınız? Hissederek değil mi…
Peki ya, birileri barışı korumak adına hissetme duygunuzu elinizden alırsa?
O zaman ne barışın bir önemi kalır, ne de yaşamanın..
Yaşam destek ünitesine bağlı kalan hastalar gibi…

Equilibrium Türkçe’siyle İsyan böyle bir senaryoya sahip.
Sahne efektleri Matrix‘i, verdiği sosyal mesaj Michael Moore‘u hatırlatıyor.

3. Dünya Savaşı sonrasındandaki yakın gelecekte, dünya “Baba�? adındaki bir kişi tarafından padişah edasıyla yürütülmekte.
İnsanların düşünmeleri, hissetmeleri, müzik dinlemeleri, sevmeleri, heyecanlanmaları, herhangi bir sanatsal eşyalar bulundurmaları kesinlikle yasak. Aksi halinde ölüm cezası ile cezalanabiliyorlar.

Böyle bir dünyada üst düzeyde güvenlik görevlisi ve rahip olan John Preston, tüm bu kuralları yıkıp, yeni ve olması gereken dünyayı oluşturmak için görevlendirilir…

Farklı anlatımı ve senaryosuyla izlenmesi gereken bir film…

Saw 2: Bugün kursdan arkadaşlarla Taksim’de, şu çok konuşulan, Amerika’da gişe rekorları kıran Saw 2‘yı izledim. Hayatımda izlediğim en sıkıcı filmlerden biriydi. Üniversitelerde İletişim Bölümü okuyan arkadaşlara “bir filmde başarısız kurgu nasıl yapılır?�? konulu ders olarak okutulabilir.

Alternatif kitap fuarları

20 November 2005, Sunday

Benim gibi İstanbul’un göbeğinde yaşayıp, şehrin diğer bir tarafında düzenlenen kitap fuarına gitmeye üşenen “tembel kitap kurtları�? için iki alternatif kitap fuarı şu sıralar görücüye çıktı.
Biri Tophane’deki 6. Kitap Dünyası Fuarı, diğeri Ideefixe alışveriş sitesinin düzenlediği 3. Sanal Kitap Fuarı.

Aslına bakarsanız kitap her yerde.. Hele bir de merkezi bir yerde yaşıyorsanız, çevrenizde mutlaka büyükce bir kitabevi vardır. (Yoksa hemen yapılmalıdır..)
Durum böyleyken insan niye bir kitap fuarına gitsin ki? Yazarlarla tanışmayı, imzalı kitap okumayı bir halt sanmayı geçtim; bu etkinliklerdeki sohbetler, paneller, söyleşiler, açık oturumlar ve seminerler asıl hedef olmalı.
Yarın pazar. İstanbul’daysanız alın çoluk-çocuğu, (yoksa kankayı/kankiyi) ve İstanbul Modern Sanat‘ın yanı başındaki Kitap Dünyası’na gidin…

Ayrıca Sanal Kitap Fuarı‘ndaki %35′ indirimli bestseller kitaplara da göz atmayı ihmal etmeyin.
Hala almadıysanız Şu Çılgın Türkler‘i 22 YTL yerine 14 YTL’ye alabilirsiniz.

Kitap Dünyası’na yarın gideceğim.. “Gittim gezdim gördüm�? notlarını sonra yazarım…

Blog’um, Blog’sun, Blog!

20 November 2005, Sunday

Bildirgeç’de bazı Türkçe bloglar için hazırlanmış toolbar mimini ararken enteresan bir yazıyla karşılaştım.
Blogger arkadaşlardan biriblog felsefesinin�? derinliklerine inmeye çalışmış

Önceleri Türkçe bloggerların bir elin parmak sayısı kadarken günümüzde neredeyse blog sahibi olmayan internet kullanıcısını, kullanıcıdan saymadığımız bir devirdeyiz. Hal böyleyken her blogger’dan da felsefi, edebi, siyasi ya da yemek tariflerinin bulunduğu bir blog açmasını bekleyemezsiniz. Herkesin Portakal Ağacı‘ndaki gibi nefis yemek tarifleri, Altı Üstü Tasarım‘daki gibi tasarım ve web stratejileri hakkında öğütler, Eylülce ve Farketing‘deki gibi bilgi mimarlığı ve pazarlama hakkında yazılar yazmasını bekleyemezsiniz ki…

Önceleri “her eve bir blog�? diye kampanyalar başlatanlar şimdilerde bloglara bir manifesto gerek, sertifikalı bloggerlar olsun, “Google bu işe de bir el atsın�? gibi söylemler ediyorlar…

(Benzer bir durum “hacker�? kavramı için de geçerli. “Nasıl Hacker Olunur�? sorularının cevapları yazılsa bile MSN adresini çalan kişinin de kendisine “hacker�? demesi ironiktir ;) )

Internet’te henüz blog kavramı bile yokken “internet çöplüğü�? kavramı vardı. O zamanlarda da kişisel web sayfaları çok modaydı.. Yahoo’nun Geocities ve Türkiye’den Mynet’in Mysite adıyla kullanıcılara ücretsiz 10-20 MB’lık alanlar ve hazır şablon web sayfaları veriyorlar. Ve herkesde bu şablonlardan kişisel web sayfalarını oluşturuyor..
Internet olduğu sürece internet çöplüğü kavramını da var olmayı sürdürecektir..
İster kişisel web sayfası, ister blog, ister bir sonraki teknolojiler…