November, 2005
Alternatif kitap fuarları
Benim gibi İstanbul’un göbeğinde yaşayıp, şehrin diğer bir tarafında düzenlenen kitap fuarına gitmeye üşenen “tembel kitap kurtları�? için iki alternatif kitap fuarı şu sıralar görücüye çıktı.
Biri Tophane’deki 6. Kitap Dünyası Fuarı, diğeri Ideefixe alışveriş sitesinin düzenlediği 3. Sanal Kitap Fuarı.
Aslına bakarsanız kitap her yerde.. Hele bir de merkezi bir yerde yaşıyorsanız, çevrenizde mutlaka büyükce bir kitabevi vardır. (Yoksa hemen yapılmalıdır..)
Durum böyleyken insan niye bir kitap fuarına gitsin ki? Yazarlarla tanışmayı, imzalı kitap okumayı bir halt sanmayı geçtim; bu etkinliklerdeki sohbetler, paneller, söyleşiler, açık oturumlar ve seminerler asıl hedef olmalı.
Yarın pazar. İstanbul’daysanız alın çoluk-çocuğu, (yoksa kankayı/kankiyi) ve İstanbul Modern Sanat‘ın yanı başındaki Kitap Dünyası’na gidin…
Ayrıca Sanal Kitap Fuarı‘ndaki %35′ indirimli bestseller kitaplara da göz atmayı ihmal etmeyin.
Hala almadıysanız Şu Çılgın Türkler‘i 22 YTL yerine 14 YTL’ye alabilirsiniz.
Kitap Dünyası’na yarın gideceğim.. “Gittim gezdim gördüm�? notlarını sonra yazarım…
Blog’um, Blog’sun, Blog!
Bildirgeç’de bazı Türkçe bloglar için hazırlanmış toolbar mimini ararken enteresan bir yazıyla karşılaştım.
Blogger arkadaşlardan biri “blog felsefesinin�? derinliklerine inmeye çalışmış…
Önceleri Türkçe bloggerların bir elin parmak sayısı kadarken günümüzde neredeyse blog sahibi olmayan internet kullanıcısını, kullanıcıdan saymadığımız bir devirdeyiz. Hal böyleyken her blogger’dan da felsefi, edebi, siyasi ya da yemek tariflerinin bulunduğu bir blog açmasını bekleyemezsiniz. Herkesin Portakal Ağacı‘ndaki gibi nefis yemek tarifleri, Altı Üstü Tasarım‘daki gibi tasarım ve web stratejileri hakkında öğütler, Eylülce ve Farketing‘deki gibi bilgi mimarlığı ve pazarlama hakkında yazılar yazmasını bekleyemezsiniz ki…
Önceleri “her eve bir blog�? diye kampanyalar başlatanlar şimdilerde bloglara bir manifesto gerek, sertifikalı bloggerlar olsun, “Google bu işe de bir el atsın�? gibi söylemler ediyorlar…
(Benzer bir durum “hacker�? kavramı için de geçerli. “Nasıl Hacker Olunur�? sorularının cevapları yazılsa bile MSN adresini çalan kişinin de kendisine “hacker�? demesi ironiktir
)
Internet’te henüz blog kavramı bile yokken “internet çöplüğü�? kavramı vardı. O zamanlarda da kişisel web sayfaları çok modaydı.. Yahoo’nun Geocities ve Türkiye’den Mynet’in Mysite adıyla kullanıcılara ücretsiz 10-20 MB’lık alanlar ve hazır şablon web sayfaları veriyorlar. Ve herkesde bu şablonlardan kişisel web sayfalarını oluşturuyor..
Internet olduğu sürece internet çöplüğü kavramını da var olmayı sürdürecektir..
İster kişisel web sayfası, ister blog, ister bir sonraki teknolojiler…
To: FIFA Management
Dear FIFA Managements,
We have listened Sepp Blatter’s comments in Press Meeting today. Not
only his remarks are not objective but also partizan which may result
undesirable results between countries. All events’ happened in first
match in Switzerland have not been taken in consideration but only
short period of time after the revenge he talked to press emotionally.
His speech is not suitable for a FIFA president, we hereby advise
FIFA’s executive board to take proper actions.
Best Regards,
BTM makineleri
Farketing’de ATM Makineleri yazısını okuyunca aklıma geldi.
İki-üç aydır Axess kredi kartı ödemesi yapmak için her ay Akbank‘a gitmek durumunda kalıyorum.
Akbank’ın yeni bir hizmeti kart kullanmadan da BTM’lerden kredi kartı ödemesi yapılabilirmiş.
Doğru. Kart kullanmadan da işlem yapılabilir fakat kartın yanında bulundurmak şart. Çünkü BTM makineleri sizden kredi kartı numarasını istiyor.
Ödeme yapacağım kredi kartının numarası faturada yazmıyor. (Ki bu iyi bir şey!)
Kredi kartı bana ait olmadığı için de numarayı bilmiyorum. Bu durumda BTM’lerden kredi kartı olmadan kredi kartı ödemesi yapmak mümkün değil.
Bu işin mantık kısmıydı, birazda teknik kısmına bakalım…
Söz konusu makineye niye kredi kartını sokarız? Kartın arkasında bulunan siyah bölümdeki bilgileri okuyabilsin diye.
Böyle bir durumda; ha kredi kartı numarasını BTM’ye manuel olarak yazmışım, ha kartı makineye sokmuşum. Ne fark eder?
Her durumda da kredi kartının benim üzerimde olması gerekiyor ki işlemimi gerçekleştirebileyim.
PİSİ’li ve Urb’lü bir gün…
Dün iki, birbirinden güzel etkinliğe katılma fırsatım oldu.
Önce Beşiktaş Çıtır’daki PİSİ Toplantısı sonraki Urban5′ın Gelin urb’ler bir olalım! buluşması…
PİSİ iyiydi güzeldi, PİSİ paketlemelerinden Pardus 1.0 yol haritasına kadar her şeyden söz edildi.
Toplantı sonrasında Taksim Bambi’de tok karınlar doyuruldu. Bambi çıkışı bazı dalgınlıklar olduysa da mutlu mesut ayrıldık :)
Akşam tekrar Taksim’e, Türkiye’nin en seksi komünitesiyle tanışmak için…
Urbcanlarla tanıştık, kaynaştık saat 12 civarı Mihrimah Sultan bize dar geldi ve soluğu Exit Bar‘da aldık…
Burada da bir güzel kurtlarımızı döktük, eğlendik :)
Saat 2 gibi eve dönüş yolunda bindiğim taksiciyse, ağızıyla değilde başka taraflarıyla içki içip yolun ortasında enteresan hareketler yapan şahsiyetlere çarpmamak için iyi bir mücadele sergiledi. Kendisini tekrar kutluyorum :)
11 Kasım
Dedem, tanışmak istediğim az insanların başında gelir.. Fakat daha annemin çocuk olduğu bi kasım günü gözlerini kapatmış..
Dedemi hiç tanımadım, tanıyamadım.. O’nun hakkında bildiklerim anannemin anlattıkları ve tuttuğu günlük hesap defterinden ibaret…
Dün Atatürk için söylediklerim, hissettiklerimin aynısını bugün dedem için de hissediyorum.
İkisi de bir kasım sabahı vefat etti.. İkisi de sinirli ve kontrolcuydu.. İkisi de Dimitrakopulo marka rakıyı severdi.. İkisi de her zaman küçük “a�? kullanırdı. İkisi de ordu mensubuydu.. İkisinin de deniz mavisi gözleri vardı..
Ve ikisi de benim için birer kahraman.
