archive for October 2005

Youth Group – Forever Young

31 October 2005, Monday

Forever Young
covered by Youth Group

Lets dance in style, lets dance for a while
Heaven can wait we’re only watching the skies
Hoping for the best but expecting the worst
Are you going to drop the bomb or not?

Let us die young or let us live forever
We don’t have the power but we never say never
Sitting in a sandpit, life is a short trip
The music’s for the sad men

Can you imagine when this race is won
Turn our golden faces into the sun
Praising our leaders we’re getting in tune
The music’s played by the mad men

Forever young, I want to be forever young
Do you really want to live forever, forever and ever
Forever young, I want to be forever young
Do you really want to live forever, forever young

Some are like water, some are like the heat
Some are a melody and some are the beat
Sooner or later they all will be gone
Why don’t they stay young?

It’s so hard to get old without a cause
I don’t want to perish like a fleeing horse
Youth’s like diamonds in the sun
And diamonds are forever

So many adventures couldn’t happen today
So many songs we forgot to play
So many dreams swinging out of the blue
We let them come true

Forever young, I want to be forever young
Do you really want to live forever, forever and ever
Forever young, I want to be forever young
Do you really want to live forever, forever and ever

Forever young, I want to be forever young
Do you really want to live forever?

Dikkatli The O.C. izleyicileri bu parçayı hatırlayacaktırlar…

Memleket isterim

30 October 2005, Sunday

Dün kapıma mahalledeki çocuklar geldi.. Sandım ki önümüzdeki Ramazan Bayramı için prova yapıyorlar ;)
Yüzlerinde vampirimsi bir makyaj, üstlerinde garip garip kostümler görünce bunun bir prova olmadığını anladım.
Kapıyı açar açmaz, “şeker ya da şaka�? diye bağırmaya başladılar. Sonradan anladım ki, Halloween Türkçe’siyle Cadılar Bayramı’nı kutluyorlar. Neyse ki evde şeker/çikolata falan vardı verdim, gittiler..

Sonradan aklıma geldi; bizim kültürümüzde cadılar bayramı diye bir şey yoktur ki.. Zaten cadı diye bir şey yoktur, ki bayramı olsun…
Bu apartmanda üç yıldır oturuyoruz. Yani toplam 6 dini bayram eder. Bunca bayramda yüzlerini görmediğim çocukları şimdi Cadılar Bayramı’nı kutlarken görüyorum.

Aşırı milliyetçilik yapmak istemiyorum ama bu duruma kültür yozlaşmasından başka ne denebilir ki…

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı Tarancı

Şikayetçiyim hakim bey amca..

28 October 2005, Friday

Olay 1: Bugün öğleden sonra Şişli’den Beşiktaş’a gönderken bir tinerci trafik tıkanıklığından faydalanarak, herkesin gözü önünde bir arabanın kapısını açarak arabada bulunan bir (james bond türü) çantayı alıp kaçıyordu ki, şöförle tinerci arasında cadde ortasında bir kavga başladı..
İlginçtir ki, çok sürmeden bir polis arabası göründü ve kavga polis tarafından ayrıldı ve zanlı polis arabasına bindirildi ve bizde yolumuza devam ettik.

Olay 2:
Bundan 7-8 ay önce Yapı Kredi Emeklilik’ten bir hesap açtırdım. Bu 8 ayın 6 ayını gerekli miktarda ödememi yaparak geçirdim.
Şimdi ise bu emeklilik hesabımı belli gerekçelerle kapatmak ve yatırmış olduğum 6 aylık paramı(300 YTL.) geri almak istiyorum.
Bunun için Yapı Kredi Emeklilik’i aradım, iki kişiyle görüştüm. Biri bana ödeyebilecekleri miktarın 127 diğeri ise 155 YTL olduğunu söyledi.
Sebep? Spotaj, depozito, aidat gibi anlamsız isimlendirmeler.
Bu türdeki kesintilerin sözleşmemde yazmadığını söylediğimde bana verdikleri cevap aynen şu: “Sözleşmede yazmayabilir.�?
Tanıdık bir avukatın tavsiyesi de alındı. En kısa zaman içinde gerekli yasal süreci başlatacağım…

Peki… Gelelim ana fikre ve sorumuza…
Bu iki olaydaki kahramanlardan hangisi “daha çok hırsız�?? )

Bir Michael Bay harikası: The Island

23 October 2005, Sunday

The Island yani Ada filminin tanıtımında, yönetmen koltuğunda Michael Bay ismini gördüğüm de bu filmin mutlaka görülmesi gerektiğine karar vermiştim zaten.
The Rock, Armageddon ve Pearl Harbor filmleri sizin için bir şey ifade ediyorsa Michael Bay ismi de bir şey ifade etmeli.
Kendisi tüm bu filmlerin yönetmenliğini yapmış, harika bir şahsiyettir.
(Blog‘unda WordPress kullanıyor olması benim için ayrı bir güzelliktir ;-) )

Konumuza yani Ada filmine bakacak olursak…
Film 2019 yılında geçiyor. Filme göre 14 yıl sonra Los Angeles’da havadan gidebilen trenler ve hemen her köşe başında, telefon kulübeleri gibi kabinlerde MSN Search(?) tablet bilgisayarları bulunacak.
Hikayemiz ise Amerika’nın kurak çöllerinin birine kurulan sigorta firması dünyasında başlıyor.
Filme göre gelecekte bugünkü sigorta ve poliçe anlayışı biraz değişiyor. Artık sigorta firmaları insanları klonlayarak sigortalıyorlar. Yani sigorta firmasına 5 milyon dolar para ödüyorum, firma benim DNA örneğimi alıp, benim bir klonumu yaratıyorlar ve bana bişey olduğunda, bana gereken organları klonumdan alıp bana takıyorlar. Bu sayede ben 60-70 yıl daha fazla yaşayabiliyorum, tabii klonum olan kişi ameliyat masasından kalkamıyor.

İlk 10-15 dakika hikayeyi kavramak biraz zor olduğundan olsa gerek, ilk dakikalarda biraz sıkıntı geliyor insana fakat olayları net şekilde çözdükten sonra gerisi çorap söküğü ;-)
Hala sinamalarda da vizyonda olan film, izlemenizi tavsiye ederim.

Martımız yumurtasını kırdı nihayet!

22 October 2005, Saturday

Martımız yani OpenOffice.org 2.0 sürümünü çıkarttı. Biraz önce SuSE 9.3 üzerine Türkçe sürümünü kurup denedim. SuSE ile gelen beta sürümünden kat kat hızlı olması ilk dikkatimi çeken şey oldu. Menüler daha fazla kullanılabilir orantısında değiştirilmiş. Diğer çok kullanılan ofis yazılımlarına daha fazla uyumluluk sağlanmış, tablolar ve Access gibi veritabanları için eklentiler geliştirilmiş.

Siz de açık kaynak kodla açık standartlara ulaşmak isterseniz buradan buyrun.
Yarınki partimizden de OpenOffice.org 2.0 CD’leri temin edebileceksiniz.

Ayrıca bu sene Bilgi Üniversitesi’ndeki Açık Kaynak Günleri‘nde tanıştığımız, OOo komünitesinden Louis Suarez-Potts’ın inceleme yazısı MadPenguin‘de..

Rss Feed Tweeter button Facebook button