Bir Woody Allen Dünyası: Whatever Works

24.01.2010

Bilenler bilir, tam bir Woody Allen fanatiği olarak son filmi Whatever Works, Türkçe’siyle Kim Kiminle Nerede filmini izledim, bu buz gibi karlı kış günü, evde 2+1 ve projeksiyon keyfiyle…
Yine bilenler bilir ki, Woody Amca yazdığı/çektiği filmlerinde mutlaka kendi dünyasından bir parça birşeyler anlatır bizlere. Whatever Works’de bana göre tamamen bir Woody Allen dünyası izledik. Kendi hayat görüşleri, felsefesi, dünyası, sarışınlara olan tutkusu, tabii ki New York Manhattan sokakları…

Film senaryosu; kendi halinde hayatını sürdüren ihtiyar, eski fizikçi (ve az buçuk filozof) Boris’in günün birinde hayata bakışı kendisinden tamamen farklı olan 21 yaşındaki Melodie ile tanışmasıyla başlayan maceralarını anlatmakta. İlk başta güzel giden Melodie ve Boris’in hayatı Melodie’nin anne ve babasının olaya karışmasıyla işler çığrından çıkıyor…
Boris kimi zaman filmde olduğunu unutup, sinema salonundaki seyirciyle konuşması, bize dert yanması ve felsefe yapması film diyalogları ayrıca harikuladeydi.
Tabii ki Woody Allen’in olduğu yerde sarışın, cinsellik, bol yatak sohbeti olmaz mı? Onlar da bol miktarda mevcut.

Dipnot: Seinfeld‘ten bu yana Larry David‘i de epey özlemişim..

Katili tanıyoruz adalet istiyoruz.

19.01.2010

19 ocak 2010′da saat 14:30′da yapılacak olan anma toplantısındaki taleplerden birisidir. Şundan dolayı;

Hrant Dink katledileli üç yıl oldu ve onu öldürtenler hâlâ elini kolunu sallayarak dolaşıyor.

Ayak işlerini gördürdükleri üç-beş adamı mahkemenin önüne attılar. Görevlilerinin doğru dürüst soruşturulmasını önlemek için devlet valisiyle, komutanıyla, siyasetçisiyle, yargıcı ve savcısıyla seferber oldu. Attıkları manşetlerle cinayete zemin hazırlayanlar, pişman olacakları yerde pişkin pişkin görevlerini sürdürdü. Cinayete yol açan veya göz yumanlar, katilleri yetiştiren, onlara resmî görevler verenler, katili bayrağın önüne koyup kahramanlık görüntüleri çeken ve dağıtanlar… Hepsi korundu, kollandı ve hepsi hâlâ devlet görevlisi.

Hrant için adaleti çok gören devlet onlara yeni rütbeler, terfiler bile verebilir.

Bütün bunlara bakarak soralım:

Hrant’ın katili kimdir?

Ve cevap verelim:

Hrant’ı kollektif bir “resmî” irade öldürdü.

Bu iradenin sahipleri gaddar, korkak ve hilebazdır. Ortaya çıkamaz, kendilerini gösteremezler. Derin devletin dehlizlerinde ele geçirilen “Kafes” planını hatırlayın. Hrant’ın katledilmesinden “operasyon” diye söz edildiğini hatırlayın.

Onlar bizi de, Hrant’ın arkadaşlarını, sevenlerini, adalet arayanları da kendi karanlıklarına çekmeye çalışıyorlar. Mahkemelerin tozlu dosyaları arasında tıknefes olalım, duruşmalara gidip gelmekten usanalım, adalet aramaktan umudu keselim istiyorlar. Kesmeyeceğiz. Kesemeyiz.

Çünkü Hrant Dink cinayetinin arkasındaki “devlet eli” tereddüde yer vermeyecek şekilde yargı önüne çıkarılmadıkça, katillere yardım eden, göz yuman, raporları hasıraltı eden, katile kahraman muamelesi yapan polis amirlerinden, jandarma komutanlarından, valilerden, soruşturmaları engelleyen yargı üyelerinden hesap sorulmadıkça, hiçbirimizin geleceğinin güvence altında olmadığını biliyoruz.

Hrant bize her şeyden önce onurlu bir kardeşlik ideali bıraktı.

Onurlu ve güvenli bir kardeşlik için,
Hrant için adalet için,
19 Ocak’ta onun öldürüldüğü yerde buluşacağız.

Adaletin, kardeşliğin hüküm sürdüğü,
onurlu bir hayat istiyorsanız bizimle olun.

19 OCAK’TA HRANT İÇİN ADALET İÇİN  14 : 30 – Agos Gazetesi önü

Yaşamaya Dair ~ Nâzım Hikmet

15.01.2010

YAŞAMAYA DAİR
1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.

1947

YAŞAMAYA DAİR
2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki, hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

1948

YAŞAMAYA DAİR
3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani, bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hattâ bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
“Yaşadım” diyebilmen için…

Şubat 1948

Nâzım Hikmet

D: 20 Kasım 1901 Selanik
Ö: 3 Haziran 1963, Moskova

Artık herkes her yerde, twitter’da…

02.01.2010

Dünyada ve Türkiye’de sosyal ağların kral tahtında halen Facebook otururken artık yavaş yavaş insanlar Facebook’ta vakit harcamak yerine Twitter’ı ve Twitter’dan insanları takip etmeye başladılar.
Geçen seneye kadar “artık herkes Facebook’ta” niraları atılırken şimdilerde herkes ama herkes Twitter‘da..

Buradaki herkesten kastımı eminim anlamışsınızdır; ülkemizde son 6 aydır başta gazeteciler ve diğer bir takım ünlülerin artık birer Twitter hesapları var ve çoğunlukla da cep telefonları üzerinden sürekli birşeyler twit’liyorlar.
Sözgelimi, TV/radyo programına istek parça alınacaksa Twitter üzerinden alınıyor, parti davetileri için Twitter üzerinden ReTwitt’leniyor, X gazetesinde yayınlanacak köşe yazısı ipuçları bir gün öncesinde Twitter’da paylaşılıyor, başta Doğuş Medya Grubu artık programlarındaki konuklara soruları e-posta yoluyla değil Twitter üzerinden kabul ediyor, hatta Tuna Kiremitçi Twitter kullanımını abartıp sadece Twitter üzerinden kısa bir hikaye yayımlayan belki de dünyadaki ilk yazar oldu.

Takip edenler bilirler; Twitter’daki yerli-yabancı ünlüleri tek bir kategori altına topladığım bir liste de mevcut; http://twitter.com/ardacetin/celebs.

Diğer yandan; geçen aylarda Facebook tarafından satın alınan FriendFeed halen belli bir kesim (pazarlamacılar, geek’ler ve girişimciler) tarafından kullanılmakta. Sokaktaki insana Twitter daha kullanışlı ve basit geldiği aşikar.
Facebook ise gerek binbir çeşit vakit öldüren uygulamaları (Farmville, Mafia Wars vb.) gerekse video ve fotoğraf paylaşımından ve Twitter’ın ülkemizde yeterince yaygın kullanılmamasından sosyal ağların kralı konumunu korumakta ve bu gidişle yeni düzenlemeleriyle de 2010′da da korumaya da devam edecek.